Buluşma Yerleri ve Saatleri
14:00 Beylikdüzü Migros Önü (Shell Benzinlik & Havaist Durakları Önü)
14:30 Avcılar Metrobüs Durağı (Ankara Yönü)
14:45 Sefaköy Metrobüs Durağı (Ankara Yönü)
15:00 İncirli Metrobüs Durağı (Nevada Coffea & İncirli Büfe Önü)
15:30 Mecidiyeköy Meydan (Nevada Coffea & İETT Durakları Önü)
16:00 Kadıköy Evlendirme Dairesi Otoparkı Önü
16:10 Bostancı Köprüsü (Ankara Yönü)
16:30 Kartal Köprüsü (Ankara Yönü)
16:40 Pendik Köprüsü (Ankara Yönü)
17:00 Çayırova Mc Donald’s Önü
17:15 Gebze Center Avm (Benzinlik Önü)
18:30 Bursa Holiday İnn Otel Önü
18:40 Bursa Yıldırım/ Davutdede Metro Önü
18:50 Bursa Arabayatağı Metro Önü
19:10 Kestel Metro Durağı Önü
19:45 İnegöl Otogar Önü
20:30 Bozüyük Otogar Önü
Eskişehir
Sivrihisar
Ankara Optimum Avm Önü
belirlenen buluşma noktalarında siz değerli misafirlerimiz ile buluştuktan sonra konforlu tur aracımıza yerleşerek Mezopotamya’nın İzinde Güney Doğu Anadolu Bağ Bozumu Turumuz için yolculuğumuza başlıyoruz.
Sabah saatlerinde Elazığ’a varışımızın ardından kahvaltı molamızı gerçekleştiriyor ve günün ilk keşif noktası olan tarihi Harput’a doğru hareket ediyoruz. Elazığ’ın hemen üzerinde yükselen Harput, Anadolu’nun farklı medeniyetleri tarafından yüzyıllar boyunca kullanılan, stratejik konumu nedeniyle önemli bir yerleşim merkezi haline gelmiş kadim bir şehir. Urartulardan Roma ve Bizans dönemlerine, ardından Selçuklu ve Artuklu hâkimiyetlerinden Osmanlı dönemine kadar uzanan tarihsel geçmişi sayesinde Harput, adeta farklı çağların aynı coğrafyada bıraktığı izlerin üst üste görülebildiği bir açık hava müzesi niteliğinde. Şehrin yüksek konumu, çevredeki geniş ovaya hâkim bir manzara sunarken aynı zamanda Harput’un neden tarih boyunca savunma açısından önemli olduğunu da gözler önüne seriyor.
Harput gezimiz sırasında panoramik olarak Harput Kalesi’ni görüyor, ardından Harput Musiki Müzesi ve Eğik Minareli Ulu Cami çevresini keşfediyoruz. Harput Kalesi, bölgenin en dikkat çekici tarihi yapılarından biri olarak yüzyıllar boyunca bu coğrafyanın savunma sisteminde önemli bir rol üstlenmiş. Kale ile ilgili halk arasında anlatılan en bilinen rivayetlerden biri, suyun az olduğu bir dönemde yapı harcının güçlendirilmesi amacıyla yumurta akının kullanıldığı yönündeki hikâyedir. Bilimsel bir veri olmaktan çok nesilden nesile aktarılan bu anlatı, Anadolu kalelerinin etrafında oluşan zengin halk kültürünün güzel örneklerinden biridir. Harput’un taş sokaklarında ilerlerken yalnızca mimariyi değil, geçmişte burada yaşayan insanların günlük hayatına dair izleri de görme fırsatı buluyoruz.
Harput Ulu Camii ise bölgenin Artuklu döneminden günümüze ulaşan önemli eserlerinden biri. Özellikle eğik minaresiyle dikkat çeken yapı, taş işçiliği ve özgün mimarisiyle Harput’un simge yapıları arasında yer alıyor. Harput’un tarihsel dokusunu keşfettikten sonra öğle yemeğimiz için serbest zamanımızı değerlendiriyor ve günün ikinci önemli deneyimi için bağ bozumu atmosferine doğru ilerliyoruz.
Saat 13:30 civarında Elazığ’ın bağcılık kültürünün önemli temsilcilerinden Eskibağlar Butik Şarapçılık’a ulaşıyoruz. Elazığ ve özellikle Keban çevresi, Anadolu’nun kadim bağcılık bölgeleri arasında yer alırken, bölgeyle özdeşleşmiş Öküzgözü üzümü bu coğrafyanın en önemli yerel değerlerinden biri olarak öne çıkıyor. Öküzgözü ve Boğazkere, Anadolu’nun karakteristik yerel üzümleri arasında kabul edilir ve özellikle Elazığ ile çevresindeki bağlarda uzun yıllardır yetiştirilir. Bağ bozumu döneminde gerçekleştireceğimiz bu ziyaret, üzümün dalından koparıldığı andan şaraba dönüşmesine kadar geçen süreci anlamak açısından özel bir deneyim sunacak. Bağların arasında geçireceğimiz zamanda bölgenin iklimi, toprak yapısı, üzüm çeşitleri ve geleneksel üretim kültürü hakkında bilgi alacak, ardından Öküzgözü ve Boğazkere şaraplarından tadım gerçekleştireceğiz.
Eskibağlar ziyaretimizin ardından Elazığ’dan ayrılarak Diyarbakır’a doğru hareket ediyoruz. Yaklaşık 150 kilometrelik yolculuğumuz boyunca Doğu Anadolu’nun coğrafyasından Mezopotamya ovasına doğru ilerlerken manzaranın da yavaş yavaş değiştiğine şahit oluyoruz. Akşam saatlerinde Diyarbakır’a ulaşıyor ve otelimize yerleşiyoruz. Günün yorgunluğunu dinlenerek atarken, ertesi gün bizi bekleyen Diyarbakır’ın surları, hanları, camileri, kiliseleri ve tarihi sokakları için hazırlığımızı tamamlıyoruz.
Kahvaltımızın ardından Mezopotamya’nın en karakteristik şehirlerinden biri olan Diyarbakır’ın tarihi merkezini keşfetmeye başlıyoruz. Diyarbakır, Dicle Nehri’nin oluşturduğu verimli coğrafyada kurulmuş olması nedeniyle tarih boyunca önemli bir yerleşim ve ticaret merkezi olmuş. Şehrin çevresini saran siyah bazalt taşından yapılmış surlar ise Diyarbakır’ın tarihsel kimliğinin en güçlü sembollerinden biri. Farklı dönemlerde genişletilen ve güçlendirilen surlar, yalnızca askeri savunma amacı taşıyan yapılar değil; aynı zamanda şehrin tarih boyunca geçirdiği değişimin ve farklı medeniyetlerin burada bıraktığı mirasın da bir göstergesi.
Tarihi Suriçi yürüyüşümüz sırasında Hasan Paşa Hanı, Ulu Cami, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, Dört Ayaklı Minare, Mar Petyun Keldani Kilisesi ve Surp Giragos Ermeni Kilisesi’ni görüyoruz. Hasan Paşa Hanı, Osmanlı döneminin önemli ticaret yapılarından biri olarak şehrin geçmişteki ticari canlılığını yansıtırken, Diyarbakır Ulu Cami ise farklı inançların ve mimari dönemlerin izlerini aynı yapı çevresinde buluşturan önemli bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Şehrin en dikkat çekici yapılarından biri olan Dört Ayaklı Minare ise dört sütun üzerinde yükselen özgün mimarisiyle Diyarbakır’ın simgelerinden biri haline gelmiş durumda.
Yürüyüşümüz sırasında karşılaşacağımız Keldani ve Ermeni kiliseleri ise Diyarbakır’ın çok kültürlü geçmişini anlamamız açısından büyük önem taşıyor. Yüzyıllar boyunca farklı dinlere ve topluluklara ev sahipliği yapan Suriçi, camilerin, kiliselerin, hanların, konakların ve çarşıların birbirine yakın şekilde varlık gösterdiği benzersiz bir şehir dokusu oluşturmuş. Bu nedenle Diyarbakır gezimiz yalnızca tarihi eserleri görmekten ibaret olmayacak; aynı zamanda Mezopotamya’da farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca nasıl bir arada yaşadığını anlamaya yönelik bir keşif olacak. Öğle yemeği için tarihi Suriçi’nde serbest zamanımızın ardından Midyat’a doğru yola çıkıyoruz.
Diyarbakır’dan Midyat’a ilerlerken güzergâhımız üzerinde Mezopotamya’nın en etkileyici tarihi yerleşimlerinden biri olan Hasankeyf’te seyir ve kahve molası veriyoruz. Dicle Nehri’nin iki yakasında yükselen kayalıklar üzerine kurulmuş Hasankeyf’in geçmişi binlerce yıl öncesine uzanıyor. Roma döneminden itibaren önemli bir yerleşim olan bölge, özellikle Artuklu döneminde gelişerek önemli bir kültür ve ticaret merkezine dönüşmüş. Kayalara oyulmuş mağaraları, tarihi yapıları ve Dicle Nehri ile bütünleşen coğrafyası Hasankeyf’i diğer tarihi yerleşimlerden ayıran en önemli özelliklerden biri. Günümüzde eski yerleşimin önemli bir bölümü baraj suları altında kalmış olsa da geride kalan tarihi doku ve Dicle manzarası bölgenin geçmişine dair güçlü bir atmosfer sunuyor.
Hasankeyf molamızın ardından Midyat’a ulaşıyoruz. Midyat, özellikle Süryani kültürü, taş mimarisi, telkari sanatı ve geleneksel çarşılarıyla Mezopotamya’nın kültürel açıdan en özgün şehirlerinden biri. Kentin karakteristik sarı kalker taşından yapılmış konakları, dar sokakları ve ince taş işçiliği, bölgenin mimari kimliğini oluşturuyor. Midyat Konuk Evi’nde şehrin geleneksel konak mimarisini yakından görürken, geçmişte burada çekilmiş Hükümet Kadın, Sıla ve Hercai gibi yapımların şehirle kurduğu görsel bağı da keşfetme fırsatı buluyoruz.
Midyat gezimiz sırasında Süryani kültürünün önemli el sanatlarından biri olan telkari sanatını da yakından tanıyoruz. Çok ince gümüş tellerin büyük bir ustalıkla şekillendirilmesiyle ortaya çıkan telkari, Midyat’ın kültürel kimliğiyle özdeşleşmiş geleneksel sanatların başında geliyor. Tarihi çarşılarda yürürken Süryani çöreğinin kendine özgü aroması, gümüş işçiliği, taş evlerin mimarisi ve eski çarşıların atmosferi bizlere Midyat’ın yaşayan kültürünü hissettiriyor. Günün sonunda otelimize yerleşerek dinleniyoruz.
Kahvaltımızın ardından Mezopotamya’nın inançlar ve kültürler açısından en zengin bölgelerinden biri olan Tur Abdin coğrafyasına doğru hareket ediyoruz. İlk durağımız, Süryani dünyasının en önemli dini merkezlerinden biri olan Mor Gabriel Manastırı. Deyrulumur adıyla da bilinen manastırın geçmişi 4. yüzyıla kadar uzanıyor ve yapı, Süryani Ortodoks geleneğinin yüzyıllardır devam eden önemli merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Manastırın taş duvarları arasında ilerlerken yalnızca bir dini yapıyı değil, yüzyıllar boyunca keşişlerin, din adamlarının ve bölge halkının oluşturduğu çok güçlü bir kültürel mirası görüyoruz.
Mor Gabriel’in bulunduğu Tur Abdin bölgesi, tarih boyunca çok sayıda manastırın ve inziva merkezinin kurulduğu özel bir coğrafya. Süryani geleneğinde bölgenin ismi “Tanrı’nın kullarının dağı” şeklinde yorumlanıyor. Bu nedenle Tur Abdin, yalnızca coğrafi bir bölge değil, Süryani Hristiyanlığı açısından güçlü bir manevi anlam taşıyan bir merkez olarak öne çıkıyor. Manastır ziyaretimizin ardından rotamızı İdil Mağaraköy, Kiwex’e çeviriyoruz.
Kiwex ziyaretimizde Mezopotamya’nın farklı inanç geleneklerinden biri olan Ezidi kültürünün izlerini takip ediyoruz. Kaya mağaraları, geleneksel taş mimari, Melek Tavus sembolleri, güneş motifleri ve anıt mezarlar bölgenin kendine özgü inanç dünyasını yansıtan unsurlar arasında yer alıyor. Ezidi inanç sisteminde Melek Tavus önemli bir figür olarak kabul edilir ve bu inanç geleneğinin sembolleri Mezopotamya’nın farklı noktalarında tarih boyunca kendine özgü bir biçimde varlık göstermiştir. Kiwex’teki ziyaretimiz, bölgede yaşayan toplulukların kültürel hafızasını daha yakından anlamamıza ve Mezopotamya’nın yalnızca büyük imparatorlukların değil, farklı toplulukların ve inançların da yurdu olduğunu görmemize imkân sağlıyor.
Öğle saatlerinde Midin’e geçerek özel taş fırında hazırlanan Midin Pizza deneyimini gerçekleştiriyoruz. Geleneksel bölgesel ürünlerin modern bir yorumla bir araya getirildiği bu özel lezzet molasının ardından günün en önemli deneyimlerinden biri olan Midin Şarapçılık ziyaretimize başlıyoruz. Burada Mezopotamya’nın kadim üzüm çeşitleri arasında yer alan Mazrona, Raşiki ve Kerküş hakkında bilgi alıyor, bağcılık geleneğinin bölgedeki geçmişini ve günümüzde nasıl devam ettirildiğini öğreniyoruz.
Mezopotamya’da üzüm yalnızca ekonomik bir tarım ürünü değil; binlerce yıldır kültürün, sofranın, ritüellerin ve sosyal hayatın bir parçası olmuş önemli bir değer. Bu nedenle Midin’de gerçekleştireceğimiz ziyaret, bağ bozumu turumuzun temel deneyimlerinden birini oluşturuyor. Bağların hikâyesini dinledikten ve tesis gezimizi tamamladıktan sonra farklı üzüm çeşitlerinden hazırlanan şarapların tadımını gerçekleştiriyoruz.
Ardından rotamızı Süryani bağcılık kültürünün günümüzdeki temsilcilerinden biri olan Shiluh Bağları’na çeviriyoruz. Bağ bozumu döneminde gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret, bölgenin geleneksel üzüm çeşitlerinin modern üretim anlayışıyla nasıl buluşturulduğunu görmemizi sağlıyor. Gün boyunca Mor Gabriel’de dini mirası, Kiwex’te farklı bir inanç kültürünü, Midin ve Shiluh’ta ise binlerce yıllık bağcılık geleneğini aynı rota içerisinde keşfetmiş oluyoruz.
Akşam saatlerinde Mardin’e ulaşıyor ve otelimize yerleşiyoruz. Mardin’in taş yapıları ve Mezopotamya ovasına hâkim konumu, ertesi gün gerçekleştireceğimiz şehir keşfinin atmosferini şimdiden hissettirmeye başlıyor.
Sabah kahvaltımızın ardından Mardin’in çevresindeki en önemli antik yerleşimlerden biri olan Dara Antik Kenti’ne hareket ediyoruz. Mardin’in güneydoğusunda yer alan Dara, özellikle Doğu Roma İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasındaki mücadelelerin yaşandığı sınır coğrafyasında bulunması nedeniyle stratejik öneme sahip olmuş bir şehir. 6. yüzyılda İmparator Anastasius döneminde önemli bir askeri merkez olarak geliştirilen Dara, Roma ve Sasani dünyalarının karşı karşıya geldiği coğrafyada önemli bir savunma noktası haline gelmiş.
Antik kent içerisinde gezerken kaya mezarları, Agora, su yapıları ve geniş sarnıçlar gibi farklı dönemlere ait kalıntıları görüyoruz. Özellikle Zindan olarak bilinen büyük su sarnıcı, antik dönemin su mühendisliği açısından etkileyici örneklerinden biri. Bu yapı, kurak iklim koşullarında suyun ne kadar değerli olduğunu ve antik şehirlerin yaşamlarını sürdürebilmek için ne kadar gelişmiş çözümler geliştirdiğini gösteriyor. Dara’nın taşları arasında dolaşırken bir yandan Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki askeri dünyasını, diğer yandan Mezopotamya’nın binlerce yıllık yerleşim kültürünü hissediyoruz.
Dara ziyaretimizin ardından Mardin’e dönerek Kasımiye Medresesi’ni ziyaret ediyoruz. Artuklu döneminde başlayan ve daha sonraki dönemlerde tamamlanan medrese, Mardin’in karakteristik taş mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Medresenin avlusunda bulunan su kanalı ise yapının en dikkat çekici unsurlarından. Suyun akışı üzerinden insan hayatının başlangıcından sonuna kadar olan yolculuğunu sembolik biçimde anlatan tasarım, medresenin yalnızca bir eğitim yapısı olmadığını, aynı zamanda dönemin düşünce ve tasavvuf anlayışının mimariye yansıtıldığı bir eser olduğunu gösteriyor.
Öğle saatlerinde yöresel Mardin tabağımızı deneyimledikten sonra Eski Mardin’in taş sokaklarına doğru yürüyüşümüze başlıyoruz. Mardin, Mezopotamya ovasının kuzeyinde yükselen konumu ve taş mimarisiyle Türkiye’nin en karakteristik şehirlerinden biri. Yüzyıllar boyunca farklı dinlerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı şehirde kiliseler, camiler, medreseler, manastırlar, konaklar ve çarşılar aynı tarihi dokunun içerisinde bulunuyor.
Kırklar Kilisesi, Zinciriye Medresesi, Mardin Ulu Camii, Mardin Kent Müzesi ve şehrin kendine özgü abbara geçitleri yürüyüş rotamızın önemli duraklarını oluşturuyor. Abbaralar, Mardin’in eğimli topoğrafyasına uyum sağlayan ve sokakların altında ya da yapılar arasında geçiş sağlayan mimari unsurlar olarak şehrin karakteristik özelliklerinden biri. Tarihi çarşılarda gerçekleştireceğimiz alışveriş molasında Dibek kahvesi, Siirt fıstığı, Süryani çöreği ve yöresel ürünleri keşfediyoruz.
Günün sonunda ise Eski Mardin’in tarihi atmosferinde butik Süryani şarap tadımı gerçekleştiriyoruz. Önceki günlerde bağlarda öğrendiğimiz üzüm kültürünün şehirdeki gastronomik karşılığını deneyimlerken, Süryani bağcılık geleneğinin bölgenin kültürel mirası içerisindeki yerini daha yakından tanıyoruz. Taş binaların ve Mezopotamya ovasına uzanan manzaranın eşlik ettiği bu özel deneyimin ardından otelimize dönüyoruz.
Sabah erken saatlerde Mardin’den ayrılarak Şanlıurfa’ya doğru hareket ediyoruz. Yaklaşık 196 kilometrelik yolculuğumuzun ardından bizi insanlık tarihinin en önemli arkeolojik keşiflerinden biri olan Göbeklitepe karşılıyor.
Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılması, insanlık tarihinin yerleşik hayat, tarım ve inanç sistemlerinin gelişimi hakkındaki mevcut kabullerini yeniden değerlendirmemize neden oldu. Yaklaşık 12 bin yıl öncesine tarihlenen anıtsal yapılar, henüz büyük şehirlerin ve gelişmiş tarım toplumlarının ortaya çıkmadığı bir dönemde insanların büyük ölçekli topluluklar halinde bir araya gelerek anıtsal yapılar inşa edebildiğini gösteriyor. T biçimli dikilitaşların üzerinde yer alan yılan, tilki, yaban domuzu, akrep ve çeşitli hayvan kabartmaları ise o dönemin sembolik dünyasına dair önemli ipuçları sunuyor.
Göbeklitepe’nin en büyük gizemlerinden biri bu yapıların tam olarak hangi amaçla kullanıldığı. Araştırmacılar tarafından ritüel, tören veya toplulukların bir araya geldiği özel alanlar olabileceğine dair farklı değerlendirmeler bulunuyor. Ancak kesin olan bir şey var ki Göbeklitepe, insanlığın inanç, mimari ve toplumsal örgütlenme tarihinin çok daha eski dönemlere uzandığını gösteren eşsiz bir arkeolojik alan. Burada geçireceğimiz zaman, turumuzun tarihsel açıdan en etkileyici anlarından birini oluşturacak.
Göbeklitepe ziyaretimizin ardından Şanlıurfa şehir merkezine geçiyoruz. Öğle yemeğimizde Urfa ciğeri ve yöresel kebapları deneyimledikten sonra Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ve Haleplibahçe Mozaik Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Şanlıurfa, Mezopotamya’nın farklı kültürlerini ve inançlarını bünyesinde barındıran şehirlerden biri. Kentin tarihsel geçmişi, arkeolojik mirası ve dini anlatıları birbirinden ayrılması güç şekilde iç içe geçmiş durumda.
Şehrin en önemli sembollerinden biri olan Balıklıgöl çevresinde yürüyüşümüz sırasında bölgenin geleneksel dini anlatılarını da yakından tanıyoruz. Balıklıgöl, halk arasında Hz. İbrahim’in Nemrut tarafından ateşe atılmasıyla ilişkilendirilen anlatının merkezinde yer alıyor. Rivayete göre Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı anda ateş suya, odunlar ise balıklara dönüşüyor ve böylece göl meydana geliyor. Bu anlatı, bilimsel bir tarih kaydından ziyade Şanlıurfa’nın yüzyıllardır aktarılan dini ve kültürel hafızasının önemli bir parçası olarak günümüzde de yaşamaya devam ediyor.
Akşam saatlerinde ise Güneydoğu Anadolu kültürünün en karakteristik geleneklerinden biri olan Şanlıurfa Sıra Gecesi’ne (EKSTRA) katılıyoruz. Yöresel yemekler, geleneksel müzik, türküler ve sohbet kültürünün bir araya geldiği sıra geceleri geçmişte toplulukların bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirdikleri geleneksel toplantılardan doğmuş. Bugün ise bu kültür, Şanlıurfa’nın en önemli sosyal ve gastronomik deneyimlerinden biri olarak yaşatılıyor. Yöresel akşam yemeğimiz eşliğinde gerçekleştirilecek sıra gecesinde Urfa müziğinin ritmini, yöresel ezgileri ve geleneksel misafirperverliği bir arada deneyimleyerek günü tamamlıyoruz.
Sabah kahvaltımızın ardından Şanlıurfa’dan ayrılarak Fırat Nehri kıyısındaki Halfeti’ye doğru hareket ediyoruz. Yaklaşık 100 kilometrelik yolculuğumuzun ardından Fırat’ın sakin sularıyla çevrili Halfeti’ye ulaşıyoruz. Halfeti, özellikle eski yerleşimin önemli bir bölümünün Birecik Barajı’nın suları altında kalması nedeniyle “sular altında kalan şehir” hikâyesiyle hafızalara kazınmış durumda.
Tekne turumuz sırasında Fırat Nehri üzerinde ilerlerken eski Halfeti’nin su altında kalan bölümlerini, kayalık kıyıları ve bölgenin karakteristik coğrafyasını görüyoruz. Fırat, Mezopotamya uygarlıklarının ortaya çıkışında en önemli doğal unsurlardan biri olmuş; nehrin taşıdığı su ve verimli topraklar tarih boyunca bölgede tarımın, ticaretin ve yerleşimin gelişmesini sağlamış. Bu nedenle Fırat üzerinde gerçekleştireceğimiz tekne yolculuğu, turumuzun başından beri takip ettiğimiz Mezopotamya hikâyesinin doğal bir devamı niteliğinde.
Tekne turumuz sırasında panoramik olarak Rumkale’yi de görüyoruz. Fırat ve Nizip çaylarının birleştiği stratejik noktada yükselen Rumkale, sarp kayalıklar üzerindeki konumu sayesinde yüzyıllar boyunca önemli bir savunma merkezi olmuş. Roma, Bizans ve sonraki dönemlerde farklı toplulukların kontrolünde bulunan kale, bugün Fırat manzarasıyla birlikte bölgenin en etkileyici görüntülerinden birini oluşturuyor.
Halfeti’deki tekne deneyimimizin ardından Gaziantep’e doğru hareket ediyoruz. Gaziantep’e ulaştığımızda bizi Anadolu’nun en güçlü gastronomi geleneklerinden biri karşılıyor. Öğle yemeğimizde Gaziantep kebaplarını deneyimliyor, ardından katmer ve baklava molası veriyoruz. Gaziantep mutfağının karakterini oluşturan et, baharat, fıstık, hamur işleri ve tatlılar, şehrin yüzyıllar boyunca farklı kültürlerden beslenen mutfak geleneğinin günümüzdeki yansımasını oluşturuyor.
Öğle yemeğimizin ardından Gaziantep’in tarihi çarşılarına geçiyoruz. Bakırcılar Çarşısı, Almacı Pazarı ve Zincirli Bedesten’de geleneksel el sanatlarını, bakır işçiliğini, baharatları ve yöresel ürünleri keşfediyoruz. Özellikle Bakırcılar Çarşısı’nda devam eden geleneksel üretim, Gaziantep’in yalnızca mutfak kültürüyle değil, zanaatlarıyla da güçlü bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor.
Günün son durağı ise Zeugma Mozaik Müzesi. Fırat Nehri kıyısında kurulan Zeugma Antik Kenti, Helenistik dönemden Roma dönemine kadar uzanan tarihsel geçmişiyle bölgenin en önemli antik yerleşimlerinden biri. Roma döneminde özellikle zengin villaları ve mozaikleriyle gelişen kentten çıkarılan eserler, antik dünyanın günlük yaşamını, sanat anlayışını ve mitolojik hikâyelerini günümüze taşıyor.
Müzede göreceğimiz mozaiklerde tanrılar, tanrıçalar, mitolojik kahramanlar ve çeşitli sembolik figürler karşımıza çıkıyor. Bunların arasında en çok tanınanı ise bakışlarıyla ziyaretçiyi takip ediyormuş hissi veren ünlü Çingene Kızı mozaiği. Zeugma’nın mozaikleri yalnızca estetik açıdan değil, antik toplumların dünyayı nasıl algıladığını anlamak açısından da büyük önem taşıyor. Böylece turumuz boyunca takip ettiğimiz Mezopotamya hikâyesini, Roma döneminin sanat ve mitoloji dünyasıyla tamamlamış oluyoruz.
Gaziantep programımızın ardından saat 17:00 civarında İstanbul’a dönüş yolculuğumuza başlıyoruz. Adana, Pozantı, Aksaray, Ankara ve Bolu güzergâhını takip ederek İstanbul’a doğru ilerlerken, geride Elazığ’ın bağlarını, Diyarbakır’ın surlarını, Midyat’ın taş sokaklarını, Mor Gabriel’in kadim duvarlarını, Mardin’in medreselerini, Göbeklitepe’nin gizemini, Halfeti’nin Fırat manzarasını ve Zeugma’nın mozaiklerini bırakıyoruz.
Gece boyunca devam edecek dönüş yolculuğumuzun ardından sabah saatlerinde İstanbul’a ulaşıyoruz. Böylece yalnızca binlerce kilometrelik bir coğrafyayı değil, yaklaşık on iki bin yıllık bir insanlık hikâyesini takip ettiğimiz Mezopotamya yolculuğumuzu tamamlıyoruz.
📌 EPİCTATİL İLE MEZOPOTAMYA'NIN İZİNDE: DOĞU BAĞ BOZUMU & KÜLTÜR TURU / 5 GECE OTEL KONAKLAMALI
ℹ️ Detaylı tur programı için yukarıdaki ''TUR PROGRAMI'' sekmesine tıklayınız
ℹ️ Tur bilgilendirmesi için yukarıdaki ''GENEL BİLGİLENDİRME'' sekmesine tıklayınız.
Mezopotamya'nın binlerce yıllık tarihini, çok kültürlü yapısını, eşsiz gastronomisini ve kadim bağcılık geleneğini aynı seyahatte keşfetmek isteyen misafirlerimiz için hazırlanan kapsamlı bir kültür rotasıdır.
Turumuzda Elazığ, Harput, Diyarbakır, Hasankeyf, Midyat, Mor Gabriel, Kiwex, Midin, Mardin, Dara, Göbeklitepe, Şanlıurfa, Halfeti ve Gaziantep gibi bölgenin en önemli kültürel durakları ziyaret edilmektedir.
Programın en özel deneyimleri arasında Eskibağlar, Midin ve Shiluh bağlarında bağ bozumu atmosferi ve tadımlar, Süryani bağcılık kültürü, Midyat'ın taş mimarisi, Dara Antik Kenti, Göbeklitepe, Halfeti tekne turu, Şanlıurfa Sıra Gecesi ve Gaziantep gastronomisi bulunmaktadır.
Bu tur; tarih, arkeoloji, gastronomi, kültür, bağ bozumu ve yerel yaşam deneyimini bir arada sunan yoğun içerikli bir Mezopotamya keşfidir.
| Tarih | Seçenek | Tek Kişilik Oda | İki Kişilik Odada Kişi Başı | Üç Kişilik Odada Kişi Başı | 4-11 Yaş |
|---|---|---|---|---|---|
| 27.09.2026 | 2026 Sezon Özel | 33.000 ₺ | 25.000 ₺ | 25.000 ₺ | 20.250 ₺ |
A) BAĞ BOZUMU, ŞARAP TADIMI VE SEÇMELİ GASTRONOMİ DENEYİMLERİ
• Bağ Bozumu Deneyimi: Program kapsamında Eskibağlar, Midin ve Shiluh bağlarında bölgenin geleneksel bağcılık kültürünü ve bağ bozumu atmosferini deneyimleme fırsatı sunulmaktadır.
• Otokton Üzümler: Tadım programlarında bölgeyle özdeşleşmiş Öküzgözü, Boğazkere, Mazrona, Raşiki ve Kerküş gibi üzüm çeşitleri hakkında bilgi edinilmektedir.
• Tadım Programları: Bağ ve şarap tesisi ziyaretlerinde tesislerin operasyonlarına bağlı olarak tadım içerikleri ve sunum sıralamaları değişiklik gösterebilir.
• Sorumlu Tüketim: Şarap tadımlarına katılım kişisel tercihe bağlıdır. Tadım deneyimlerinde ölçülü tüketim ve rehber/tesis yetkililerinin yönlendirmelerine uyulması gerekmektedir.
B) KURUMSAL PAKET TUR, REZERVASYON VE PROGRAM BÜTÜNLÜĞÜ
• Paket Tur Bütünlüğü: Seyahat programı ulaşım, konaklama, rehberlik, kültür gezileri, bağ ziyaretleri, gastronomi deneyimleri ve programda belirtilen diğer hizmetlerin bir bütünü olarak hazırlanmıştır. Misafirlerin dahil olan herhangi bir hizmeti kullanmamayı tercih etmeleri halinde kullanılmayan hizmetler için ücret iadesi veya indirim uygulanmaz.
• Yoğun Program Yapısı: Turumuz 8 günlük yoğun bir kültür rotasından oluşmaktadır. Gün içerisinde erken saatlerde başlayan ve farklı şehirler arasında transfer içeren program nedeniyle misafirlerimizin fiziksel olarak yoğun bir seyahate hazırlıklı olması önerilir.
• Program Değişiklikleri: Hava şartları, yol durumu, müze/ören yeri çalışma saatleri, bölgesel yoğunluklar veya operasyonel zorunluluklar nedeniyle ziyaret sıralamasında ve saatlerde değişiklik yapılabilir.
C) KONAKLAMA, OTOBÜS YOLCULUĞU VE ZAMAN YÖNETİMİ
• 5 Gece Otel Konaklaması: Program kapsamında Diyarbakır, Midyat, Mardin ve Şanlıurfa bölgelerinde toplam 5 gece otel konaklaması gerçekleştirilmektedir.
• 1 Gece Otobüs Konaklaması: İstanbul'dan Mezopotamya'ya gidiş ve Gaziantep'ten İstanbul'a dönüş güzergâhlarında gece otobüs yolculuğu bulunmaktadır.
• Otel Bölgeleri: Konaklama tesisleri operasyonel müsaitliklere bağlı olarak ilgili şehir veya bölgedeki uygun partner tesislerde gerçekleştirilebilir.
• Zaman Yönetimi: Rehberimizin belirlediği buluşma ve hareket saatlerine uyulması tur programının aksamaması açısından önemlidir.
D) ULAŞIM, MÜZE VE ÖREN YERİ OPERASYONU
• Uzun Mesafe Ulaşım: Program kapsamında İstanbul ile Mezopotamya arasında uzun mesafeli otobüs yolculukları bulunmaktadır. Yolculuklar sırasında dinlenme tesislerinde ihtiyaç molaları verilecektir.
• Müze ve Ören Yerleri: Göbeklitepe, Dara Antik Kenti, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, Haleplibahçe Mozaik Müzesi ve Zeugma Mozaik Müzesi gibi ziyaret noktalarında resmi çalışma saatleri ve giriş prosedürleri geçerlidir.
Mevsime Uygun Kıyafetler ve Katmanlı Giyim
• Mevsimlik Kıyafetler: Eylül sonu ve Ekim başında Mezopotamya bölgesinde gündüz ve gece sıcaklıkları farklılık gösterebileceğinden katmanlı kıyafetler tercih edilmelidir.
• Akşam Serinliği: Özellikle Mardin, Midyat, Harput ve açık hava antik kent gezilerinde akşam saatlerinde serin hava ihtimaline karşı ince mont, hırka veya sweatshirt bulundurulmalıdır.
• Güneş Koruması: Gün içerisinde açık alan gezileri yoğun olduğundan şapka, güneş gözlüğü ve güneş koruyucu kullanılması önerilir.
Antik Kentler ve Tarihi Sokaklar İçin Ayakkabı Seçimi
• Rahat Yürüyüş Ayakkabısı: Dara Antik Kenti, Göbeklitepe, Harput ve Diyarbakır Suriçi gibi bölgelerde yürüyüş yapılacağı için rahat ve kaymaz tabanlı yürüyüş ayakkabısı tercih edilmelidir.
• Mardin Sokakları: Eski Mardin'de taş sokaklar, merdivenler ve eğimli geçişler bulunabileceğinden yüksek topuklu veya yürüyüşe uygun olmayan ayakkabılardan kaçınılmalıdır.
• Bağ Ziyaretleri: Bağ alanlarında toprak ve doğal zemin bulunabileceği için temizliği kolay ve rahat bir outdoor ayakkabı tercih edilebilir.
Bağ Bozumu ve Açık Alan Hazırlığı
• Güneş Koruması: Bağlarda ve antik kentlerde uzun süre açık alanda bulunulacağından SPF özellikli güneş kremi, UV korumalı güneş gözlüğü ve şapka bulundurulması önerilir.
• Su: Gün içerisindeki uzun geziler nedeniyle kişisel su matarası bulundurulması faydalıdır.
• Küçük Sırt Çantası: Günlük gezilerde büyük valiz yerine su, telefon, güneş kremi ve kişisel eşyaları taşıyabileceğiniz küçük bir sırt çantası kullanılması önerilir.
Teknoloji ve Fotoğraf Ekipmanları
• Telefon ve Fotoğraf Makinesi: Mezopotamya'nın tarihi yapıları, taş sokakları, bağları, antik kentleri ve Fırat manzaraları fotoğraf açısından oldukça zengin içerik sunmaktadır.
• Powerbank: Gün içerisinde yoğun fotoğraf, video ve navigasyon kullanımı nedeniyle telefon şarjının hızlı tükenmemesi için yüksek kapasiteli Powerbank bulundurulması önerilir.
• Şarj Ekipmanları: Telefon şarj kablosu, adaptör ve ihtiyaç duyulması halinde yedek kablo seyahat çantanızda bulunmalıdır.
Kişisel Bakım ve Sağlık Ürünleri
• Kişisel İlaçlar: Düzenli kullanılan ilaçlar seyahat boyunca kolay ulaşılabilir bir çantada bulundurulmalıdır.
• Kişisel Bakım: Islak mendil, mendil, dezenfektan ve kişisel bakım ürünlerinin küçük boyutlarda hazırlanması önerilir.
• Seyahat Konforu: Uzun otobüs yolculukları nedeniyle boyun yastığı, göz bandı ve kulak tıkacı gibi kişisel konfor ürünleri tercih edilebilir.
Uzun Otobüs Yolculuğu İçin Hazırlık
• Boyun Yastığı: Gidiş ve dönüşte gece otobüs yolculuğu bulunduğundan seyahat konforu için boyun yastığı önerilir.
• İnce Battaniye: Otobüs içerisindeki klima sıcaklığı değişebileceğinden ince bir şal veya seyahat battaniyesi bulundurulabilir.
• Kişisel Atıştırmalık: Uzun yolculuklar için kuruyemiş, kuru meyve veya kişisel atıştırmalıklar çantada bulunabilir.
Finansal Hazırlık ve Alışveriş
• Nakit ve Kart: Tur boyunca yöresel ürünler, tarihi çarşı alışverişleri ve kişisel harcamalar için yeterli miktarda nakit veya kart bulundurulması önerilir.
• Yöresel Ürünler: Mardin'de Süryani çöreği, Dibek kahvesi ve Siirt fıstığı; Midyat'ta telkari ürünleri; Gaziantep'te baklava, katmer ve yöresel ürünler için alışveriş fırsatı bulunmaktadır.